Hayvan Hakları ve Tolstoy’un Mesajı: Türkiye’de Maruz Kalınan Kriz
Dünya edebiyatının önde gelen isimlerinden Lev Tolstoy, yaşamı boyunca insanlığın evrensel değerlerini araştırdı. İşte bu doğrultuda, “İnsan Neyle Yaşar?” öyküsünde Merhamet ve sevginin, insan hayatındaki yeri üzerine derin bir anlam yükledi. Tolstoy, karakteri Semyon’un hayatına dokunan tuhaf bir adamla olan etkileşimini anlatırken, sorusuna “SEVGİ” yanıtını veriyor.
Ancak Türkiye’de hayvan hakları bu önemli değerlerin sorgulandığı bir döneme girmiş durumda. Şubat ayında başladığım yazılar, hayvan hakları savunucularının içinde bulunduğu karamsar durumu gözler önüne seriyor. 2 Ağustos 2024 tarihinde, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na eklenen 7527 sayılı yasa değişikliği, yürekleri burkan bir sonucu beraberinde getirdi. İki yıldır süregelen bu yasalar nedeniyle, üç milyondan fazla köpeğin yaşam hakkı elinden alındı.
Yasanın Ardındaki Gerçekler
2004’te yürürlüğe giren 5199 sayılı yasa, sınırlı da olsa hayvanların korunmasına yönelik bir temel oluşturmuştu. Ancak, geçen yirmi yıl içinde yetersizlikleri açığa çıktı ve yasa değişikliği geldi. Değişiklik sadece 17 madde içermekle birlikte, uygulamada çok geniş bir etkiye sahip oldu. Amacı “hayvanları korumak” olarak tanıtılan bu düzenleme, usulsüz toplama vakalarına, barınakların kapatılmasına ve hayvan katliamlarına yol açtı.
Barınakların Karanlık Yüzü
Yeni yasa ile birlikte, yerel yönetimler barınak ve doğal yaşam alanları oluşturma sorumluluğundan kaçtılar. 2028 yılına kadar beklenmesi gereken bir süreç varken, köpekler toplandı, ancak sağlıklı yaşam alanları sağlamak için hiç çaba harcanmadı. Mevcut barınaklar, birer ölüm kamplarına dönüşmüşken, köpeklerin hangi koşullarda yaşam sürdüğü bilinmiyor. Ne yazık ki, vatandaşlar bu durumları denetlemekten mahrum bırakıldı.
Dava Süreçlerindeki Zorluklar
İki yıl boyunca hayvan hakları ihlalleri ile ilgili yürütülen hukuki süreçler genellikle takipsizlikle sonuçlandı. Hayvan savunucuları, yaşananlara göz yummaktayken, sistemin kendisi de çökmüş durumda. Komşuluk ilişkilerinin bile bozulmasına neden olan bu olağanüstü durum, toplumda korku ve ötekileştirme yarattı.
Bu noktada, Tolstoy’un “İnsan neyle yaşar” sorusuna yanıt vermek önem taşıyor. Eğer toplum, sevgiyi temel alarak yaşamayı seçseydi, hayvanların ve insanların arasındaki bu derin uçurum belki de ortadan kalkabilirdi.
Hayvanlar ve insanlar arasında köprü kuran sevgiyi bir araya getirmek için ne yapmalıyız? Belki de bu soruya yanıt bulmak, Türkiye’deki hayvan hakları krizine karşı bir çözüm yolu olabilir. Hayvanların, bu dünyada yerleri olduğu gibi, insanın da yaşamının anlamını sorguladığı bir evrende, sevginin gücünü hatırlamak gerekiyor.